16/7/2006 - küreselleşme ve son çeyrek yüzyıl türk şiiri
tan edebiyat 1'den:
KÜRESELLEŞME VE SON ÇEYREK YÜZYIL TÜRK ŞİİRİ*
- Kadir PAKSOY
Küreselleşme kavramı, yurdumuzda uzun süre olumlu anlamda kullanıldı. Bu yaygın anlayışa göre, küreselleşme, gelişen bilim ve teknolojiye ayak uydurmanın, insanları birbirinden ayıran yapay sınırları ortadan kaldırmanın, her türlü bağnazlıktan uzak durmanın, kısacası uygarlaşmanın bir gereği ve bu sürece karşı çıkmak da, akla ve mantığa uygun değildi. İnsanlığın ortak kültür kalıtından yararlanmak nasıl reddedilebilirdi?! Ozanlardan da bu duruma uyum sağlamaları isteniyordu. Çağdaş ozanlarımızdan Nihat Behram’ın dizeleriyle söyleyecek olursak:
“(…)
Diyorlardı ki: ‘Bilginin, birikimin küresellik çağında
çocukça heyecanlarla
bu yaşta gülünç olma!’
(…)”
Küreselleşmeye böyle bakmanın bizzat küresel güçlerin bir dayatması olduğunun anlaşılması, kolay olmadı. Dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi, artık Türkiye’de de küreselleşmenin “piyasa ekonomisi” aldatmacası ile kapitalist sistemin dünya egemenliğini sağlama anlamına geldiği biliniyor. Bu bilince sahip Türk aydınları, Türk ozan ve yazarları da Seatle’den, Porto Alegre’den yükselen çağrılara yanıt veriyor ve küreselleşme karşıtı eylemlere gittikçe daha çok, daha aktif biçimde katılıyorlar.
Çağdaş ozanlarımızdan Ali Yüce bu çağrıya katılanlardan biri. Şöyle diyor Ali Yüce bir şiirinde:
“(…)
Şiirlerim çok okunsun
Kitaplarım çok satsın diye
Okurun bilinçaltında
Solucan görülemem ben
Postmodern bir aferin için
Gerçeğe allık süremem
Aydınlığa uygarlığa
Arkamı dönemem ben”
Metin Demirtaş da Yeni Dünya Düzeni’ne uyum sağlayamayacağını şu dizelerle belirtiyor:
“Kırlarda ot toplayıp
Karnını doyuran
Bir kuşaktanım.
Bilirim değerini
Bir kibrit çöpünün bile.
Hayatı tüketime indirgeyen
Yeni Dünya Düzeni nesline
Aşina değilim bu yüzden.”
Ali Yüce gibi, Metin Demirtaş gibi pek çok ozan, küreselleşmeye karşı duruşlarını netleştirerek seslerini yükseltmeye başladılar.
Bu aşamaya nasıl gelindiğini ve küreselleşmenin Türk şiirine etkilerini son çeyrek yüzyılı ana çizgileri ile gözden geçirerek irdelemeye çalışalım.
ABD destekli 12 Eylül 1980 Darbesi ile Türkiye’de, tüm aydınlar gibi, sosyalist / Kemalist ozanlar da tutuklanarak cezaevlerine konuldu ya da ülkeyi terk etmek zorunda kaldılar (Can Yücel, Başaran, Ataol Behramoğlu, Nihat Behram, Aşık Mahzunî…). Onların ürünlerini yayımlayan devrimci / demokrat yazın dergileri de ya kapatıldı ya da yayın yaşamından çekilmek zorunda bırakıldılar. Cezaevlerinde ve yurt dışında yazmayı sürdürenlerin, cezaevlerinde yaşadıklarının etkisiyle ozan / yazar olanların ürünleri okura çok güç koşullarda ve sınırlı olarak ulaşabildi… Böyle bir ortamda yayın yaşamını sürdürebilen birkaç yazın dergisinde ise apolitik ve kapalı şiirler yazılıyordu. Şiirin tıkandığı, ozanların devletten ve ideolojilerden bağımsız olması gerektiği, ozanın sosyalist olabileceği ama sosyalist şiirden söz edilemeyeceği vb. savlar, bu şiirlerin düşünsel gerekçesi olarak bu sıralarda ortaya atılmaya başlandı. Bu yeni bir şey değildi; sanatçının özgürlüğünün ve özerkliğinin sağlanması adına, bir tür “sanat için sanat” anlayışı savunuluyordu. Bu da kuşkusuz, her alanda olduğu gibi, sanat alanında da tarih bilincinden yoksunluğun bir sonucu idi. Sanatçının bir zamanlar, önce kiliseye ve feodaliteye, sonra da burjuvaziye karşı verdiği özerklik (otonomi) savaşımının günümüzdeki karşılığı, toplum ve toplumsallık karşıtlığı olamazdı. Topluma ve toplumsal değerlere karşı eleştirel bir duruş sergilemeye çalışılırken, uluslararası sermayenin güdümüne giriliyordu…
SSCB’nin dağılmasından sonra ABD’nin tek süper güç olarak kalması, “tarihin sonu” savlarının ortaya atılması, “piyasa ekonomisi”nin fetişleştirilmesi, bilim ve teknolojinin bu yolda kullanılması, küreselleşme sürecini hızlandırdı. Bu durum, Türk şiirini hem olumsuz hem de olumlu olarak etkiledi. Ya da etki tepkiyi doğurdu, diyebiliriz. Küreselleşmenin Türk şiirindeki olumsuz etkilerinin görülmesiyle birlikte, toplumcu, aydınlanmacı, ulusalcı ozanlarca Türk şiir geleneğine, Türkçeye sahip çıkılmaya, küreselleşme karşıtı iletileri öne çıkan şiirler yazılmaya başlandı…
Bu bağlamda önce olumsuz etkileri ele alacak olursak başlıcalarını şöyle sıralayabiliriz:
Düşünsel etki: Toplumsal sorumluluktan kaçış, burjuva bireyciliği, içine kapanıklık, “şiirin üstüne vazife olmayan işlerle uğraşmaması” düşüncesi, “postmodern” diye nitelenen anlamsız, “absürd” şiirlerin ortaya çıkmasına yol açıtı…
İşte bu konuda verilebilecek sayısız örnekten biri (üstelik de “Marksist edebiyat dergisi”olduğu savlanan bir dergiden :
“(…)
ilk öpüşenim püşen
ölük bir stadyumu
çimlerinde çim çim çim
bi kaçık arış ağzım
dilim parılçalanıyor, bana it her şey
canım çekişmiyor hiç konuşmak
kırışıyorum kirişleri
(…)”
Bir zamanlar feodal Sultan, ozanlardan saltanatına zarar vermeyecek “masnu” şiirler yazmalarını isterdi. Şimdi aynı istek küresel patrondan (ABD) geliyordu. Ancak bu kez “masnu”nun daha çok ikinci anlamı öne geçmişti: Sahte, düzmece, uydurma…
Varlık dergisinin Kasım 2003, Aralık 2003, Ocak 2004 sayılarını inceleyen çağdaş ozanlarımızdan Hidayet Karakuş, bu üç sayıda yayımlanan otuz beş şiirden yalnızca birinin toplumsal şiir olduğunu belirterek toplumsal sorumluluktan kaçış konusunda şu saptamada bulunuyor:
“Peki bizim ozanlarımız ne yapıyorlar? Felaketlerin ortasında meleklerin cinsiyetini tartışan rahipler gibi kendilerini dünyanın merkezine yerleştirip kendilerini yazıyor, kendilerini yaşıyorlar…”
Dilsel etki: Türkçeye sahip çıkmak, Türkçeyi savunmak küreselleşmenin etkisindeki ozanlarca “dilde faşizm” olarak nitelendirildi ve bu düşünceyle, bir zamanların Osmanlıcası gibi karışık bir dille, dildeki kirlenmeyi artıran şiirler yazıldı. Ancak bu kez başta İngilizce olmak üzere Batı dilleri etkili idi…
2003 – 2004 yıllarında yayımlanan dergi ve kitaplardan seçilerek bir şiir yıllığında şiirseverlere sunulan bazı şiirlerin adları bu etkiyi kanıtlıyor:
“ibotie (küçük İskender), Verasus (Şeref Bilsel), Curculum Vitae (Tuğrul Tanyol), Phantum Sonata (Güven Turan), body & soul ve sansa (Orhan Tekelioğlu)”.
Batı dillerinin etkisi belirgin olmakla birlikte genç ozanlarda Osmanlıca özentisi de görmezlikten gelinecek gibi değil:
“kollarım açık belki ben de çarmıhım ağzımda unf
şitap hatta hab gibi sesler çıkarır ulurum” gibi dizelerden oluşan pek çok şiir örneği verilebilir son yıllarda yayımlanan dergilerden.
“Bir ulusu ulus yapan en önemli etmenin dil olduğunu çok iyi biliyorlar. Dil Devrimi’nin getirdiklerini, dile kazandırdıklarını önce yok edip sonra tersine çevirme peşindeler…” diyen Hidayet Karakuş, dildeki kirlenmenin nedenlerini de şöyle sıralıyor:
“a. Genç yazarların, Türkiye’de 1940-1980 arasındaki arı dil çalışmalarını bilmemeleri, bir ulusal dil bilincini edinmemiş olmaları.
b. O dönemde yazan öykücülerin, romancıların, ozanların yapıtlarını okumadan, dillerini incelemeden şiirin teknik olanaklarını mutlak gerçeklik gibi görmeleri.
c. Ülkede kökleri eskide olmakla birlikte özellikle 12 Eylül 1980’den sonra yabancı dille eğitimin dayatılması, toplumda bir İngilizce eğitim sarasının yaşanması, yaşatılması, bugünkü genç yazarlardan kimilerinin de bu eğitimden geçmiş olmaları.
d. Yeterli siyasi bilinçten yoksun bir gençliğin yaratılmış olması; insan sevgisine dayalı, bilgiye, duyarlığa dayalı bir yurt sevgisinin verilememiş olması.
e. Eğitime biçim verenlerin, ülkede ekonomiye egemen olanların toplumun beğenilerini küreselleşmenin istemlerine uygun bir edebiyat, sanat dünyasıyla belirlemeleri, sığ bir edebiyat heyecanı yaratmaları; bunda etkili olmaları.”
Biçimsel etki: Bir kurguya dayanan, belirli bir biçimi (formu) olan koşuklar yerine, kurgusuz, hiçbir biçimi olmayan (şekilsiz, amorf) düzensiz metinler şiir olarak sunulmaya ve küreselleşmeyi tabulaştıran çevrelerde kabul görmeye başladı…
Yabancılaşma etkisi: Ulus devletlerin modasının geçtiği düşüncesiyle “haymatlos” ozanlar çoğaldı. Bunlar kişisel ya da bir topluluk üyesi olarak açığa vurdukları politik tutumlarıyla; Kıbrıs, Ermeni Sorunu gibi ulusal davalarda Türkiye karşıtlarının tezlerini desteklemeyi aydın olmanın gereği sayarlarken bir yandan da sürekli olarak toplumun kendilerine (ozanlara, şiire) yabancılaştığından yakınıp durdular. Oysa, öncelikle kendileri topluma ve Türk şiirine yabancılaşmışlardı…
Ana çizgileri ile belirtilen bu olumsuz etkiler daha çok genç kuşak ozanlarında (80’li ve 90’lı yıllarda yazmaya başlayanlarda) görüldü. Ancak bu madalyonun bir yüzü idi. Madalyonun bir de öteki yüzü vardı. Olmaması da mümkün değildi. Bu yanda da bir yandan Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri’nin yaşayan (bu yıllarda yazmayı sürdüren) ustaları (Dağlarca, Ali Yüce, Cahit Külebi…), arı Türkçeleri ile seçkin ürünler vererek Türk şiir geleneğini sürdürürlerken, bir yandan da Türk şiir geleneği ile bağlarını koparmadan yeni arayışlara yönelen genç ozanlar, çağdaş Türk şiirine azımsanmayacak katkılarda bulundular. Küreselleşmeci güçler, madalyonun bu yüzünün görülmemesi için ellerinden geleni yapmalarına karşın; toplumcu,insancıl, aydınlanmacı, ulusalcı şiirin önünü kesemediler. 1987’de Ankara’da bir grup genç ozanla birlikte çıkardığımız Yeni Şiir dergisinin çıkış bildirgesinde şöyle demiştik:
“NEDEN YENİ BİR DERGİ NEDEN YENİ ŞİİR
Yeni Şiir, sözde ‘yenilik’ hevesinden, salt yenilik urbaları giyebilmek için değil, genç kuşağın ürünlerini günışığına çıkarmayı ve onların yayın organı olmayı ilke edindiği;
Geçmişi tümden yadsıyan bir yapılanmaya gitmek yerine, bugüne kadarki şiir birikimlerinin üzerinde yükselmeyi yeğlediği;
Milyonlar kuru ekmeğe muhtaç ve emek en ucuz değerken, insan hakları ayaklar altında çiğnenip, emperyalizmin tezgahladığı ve körüklediği korkunç savaşların alevleri dört bir yanımızı sarmışken, ‘toplu ölüm silahları’ yeryüzündeki tüm yaşamı tehdit ederken, sessiz kalmayı, boyun eğmeyi ve küçük çıkarlar ardında koşmayı reddettiği;
Baskı dönemlerinde palazlanan ve anlaşılmaz soyut cambazlıklarla uğraşan ‘kapalı kaçış şiiri’ ile temsilcilerine önem vermediği;
Yeni’den –yazıldığı tarih ne olursa olsun- yaşayanı, bugünün devrimci, demokrat güçlerinin gelişen mücadelesine katkıda bulunan şiiri anladığı;
Sosyalist Gerçekçi Genç Türk Şiiri’nin üzerinde yükseleceği temelleri karşılıklı dayanışma ve en geniş katılımla oluşturmayı en önde gelen görev saydığı için yayın dünyasına girmiş ve Yeni Şiir adını almıştır.”
Yeni Şiir dergisinin ömrü uzun olmadı; ama, aynı felsefe ile başka yazın dergileri yayımlandı. Ankara ve Anadolu’da çoban ateşleri gibi yanıp sönen bu dergilerde yazan ozanlar, ya da kendi olanakları ile tek tek kitaplarını çıkaranlar, son çeyrek yüzyıl Türk şiirine küreselleşme damgasının vurulmasına izin vermediler, vermiyorlar.
İşte bu ozanların birkaçı ve şiirlerinden alıntılar:
Hüseyin Haydar
Doğu Tabletleri adlı şiirinden:
“(…)
Yalayın parmaklarınızda şerbetlenen kanı, laillah,
Önünüzde rızık sehpası: usa, musa, isa!
Ruhları kuşatılanlar, büyük çadırın direğini kesiyor.
Yıkılacak yedikat gökler dünyanın başına. Ya Sin!
Elçi olmuşsun, çerçi olmuşsun yüzü kara Beyaz Ev’e.
İnsan etinin kilosu, kanın litresi, Memet’in tanesi kaça?
Seç beğen al, kanı akmazsa paranı geri al!
Diye, pazarlık ediyor, zamiri it! İhaneti tayyib!
Yüzyılın kan dökmesine çanak tutuyor yerli yanki!
Eceli gelen köpek, Türkiye’nin duvarına işermiş, bilmiyor!
Ama bilmemek ayıp değil, öğrenmemektir ayıp!
Andolsun ki, öğretilecektir!”
Hidayet Karakuş
Dizeler Geçiyor adlı şiirinden:
“(…)
dizeler geçiyor çığlık çığlığa
füzelerin düştüğü yerden
gök ağı kan revan
güz yelleri değil onları savuran
gazel döken kavakların
yaşamıdır sarışın imgelerle vuran
(…)
çelik ordulara taştan bakışlarla
dur diyor bir çocuk ordusu filistin’de
ne tarih ne peygamber işe yaradı
ruhlarına mil çekilmiş tank paletleri
gün uyur uyumaz uğursuzlar
her lokmada parça parça çocuk etleri”
Tuğrul Keskin
Kalk adlı şiirinden:
“üstüme batının kirli gölgesi düşüyor kalk
doğuya dön yüzünü güneşi uyandır
yıldızları uyandır kalk
bozkırın rüzgârı acıtsın bedenini yalayarak
suları uyandır kardeleni uyandır
durmadan ağlayan iki göz kör olur kalk
(…)”
Ş. Avni Ölez
Işığı Geciken Sabahlar şiirinden:
“(…)
kurtmasalı okundu
sömürgeci küresellik duldasında
gözlerini kırpmadılar işkence sınarken
tavandan tabanı çaldılar yeryüzü tükensin diye
yabanıl arsızlarla soysuzlar üleşip
düzmece kralların ağılında
kuzuladılar
gerzek babalardı adları fil
hortumlandı ne kaldıysa elde dilde
sağtöre korusunda orkidenin kanına girdiler de
çançiçeği dağlalesi sümbül bir’ağızdan
sabrımız artık taştı dediler
cankırımı durdurun
- analar durdurun
sizler ki acı tohuma tat verensiniz
ağacı çiçekleyecek adam gibi
adam doğurun/”
Kemal Özer
Canlı Siper adlı şiirinden:
“(…)
Bir adam, iki büklüm, sığındığı duvarın dibinde,
siper ediyor kendini kurşunlar uçuşurken
Bir çocuk, eğmiş başını o canlı siperin gerisinde,
yüreği bir kuş gibi nerdeyse fırlayacak yerinden
yan yana durmalıyız sevgilim biz de o adamla
eksilmesin bir an bile çocuğun beslediği güven
(…)”
Sonuç:
Bugün durum nedir? Küreselleşme, son çeyrek yüzyıl Türk şiirinde ne ölçüde etkili olmuştur? Elimizdeki verilere göre denilebilir ki, Türkiye’nin ulusal yapısını büyük ölçüde zayıflatan küreselleşme, Türk yazınının başat ögesi olan Türk şiirini de olumsuz olarak etkilemiş; bu etkiye haklı bir tepki olarak da Türk ozanları seslerini yükseltmeye başlamışlardır. Bu bildiri bu bağlamda değerlendirilmelidir.
*Lefkoşa’da yapılan XI. Uluslararası Edebiyat Şöleni’nde sunulan bildiri metnidir.
|